İçeriğe geç

Kıble kaç derece güney doğu ?

Kelimeler bazen bir yön duygusu verir; bazen de yönün kendisini sorgulatır. “Kıble kaç derece güney doğu?” sorusu ilk bakışta pusulaya, açı ölçerine, matematiğe ait görünür. Oysa edebiyat, böyle soruları düz cevabın ötesine taşır. Çünkü yön, yalnızca mekânsal değil; anlatısal, duygusal ve simgesel bir kavramdır. İnsan bir yöne dönerken bedenini değil, çoğu zaman hikâyesini de çevirir.

Yön Sorusu Olarak Kıble

Sayının Sınırı, Anlamın Sonsuzluğu

Teknik olarak “kıble kaç derece güney doğu?” sorusunun yanıtı bulunduğunuz yere göre değişir. Türkiye ölçeğinde kıble, kuzeye göre yaklaşık 150–165 derece aralığında, yani güneydoğu yönündedir. Fakat edebiyat açısından bu bilgi, metnin dipnotunda kalır. Asıl mesele, insanın neden yön sorduğudur. Bir yön aramak, çoğu zaman bir anlam arayışıdır.

Romanlarda, şiirlerde ve denemelerde yönler nadiren sadece coğrafyayı tarif eder. Doğu, Batı, kuzey ve güney; kültürleri, kaderleri, çatışmaları ve umutları çağırır. Kıble ise bu yönler arasında özel bir yere sahiptir: Hem somut bir istikamet hem de soyut bir merkeztir.

Kıbleyi Metin Olarak Okumak

Bir edebi metinde kıble, sabit bir nokta değil; sabitlenmek istenen bir anlamdır. Karakterlerin yöneldiği şey bazen bir şehir, bazen bir kişi, bazen de bir inançtır. “Güneydoğu” burada sadece pusulanın gösterdiği bir açı değil, anlatının kalbinin attığı yerdir. Bu nedenle kıble sorusu, edebiyatta “Nereye aitim?” sorusuna dönüşür.

Semboller ve Yön Metaforları

Doğu, Güney ve Anlam Yükleri

Edebiyatta Doğu sıklıkla başlangıcı, kadim olanı ve hafızayı simgeler. Güney ise sıcaklığı, tutkuyu, bazen de sürgünü çağrıştırır. Güneydoğu bu iki alanın kesişimidir: Hafıza ile tutkunun, gelenek ile hareketin buluştuğu bir eşik. Kıblenin güneydoğuda oluşu, metinlerde bu yüzden güçlü bir sembolik alan açar.

Bir şiirde kahramanın yüzünü güneydoğuya dönmesi, sadece fiziksel bir hareket değildir; geçmişle bağ kurma, köke yaklaşma ya da içsel bir merkeze yönelme anlamı taşır. Yazar, derece hesabı yapmaz; ama okur, o yönelişte bir ağırlık hisseder.

Merkez ve Çevre İlişkisi

Kıble, merkez fikrini doğurur. Merkez varsa çevre vardır; çevre varsa uzaklık hissi. Roman kişilerinin çoğu, merkezden uzakta yaşar. Taşrada, kenarda, sürgünde. Kıble bu karakterler için çoğu zaman erişilemeyen ama sürekli hissedilen bir çekim alanıdır. Bu çekim, anlatının gerilimini besler.

Burada sorulması gereken soru şudur: Edebiyatta merkez gerçekten sabit midir, yoksa her karakter kendi kıblesini mi üretir?

Anlatı teknikleri ve Yön Duygusu

Bakış Açısı ve Yönelme

Anlatıcı seçimi, metnin yönünü belirler. Birinci tekil anlatıcıda kıble içselleşir; üçüncü tekilde ise daha mesafeli, daha gözlemlenebilir hale gelir. Modernist metinlerde yön duygusu bilinç akışıyla dağılır; postmodern anlatılarda ise kıble ironik biçimde kaybolur.

Bir karakter “güneydoğuya dönerek” düşünüyorsa, yazar okuru da o yöne bakmaya zorlar. Kamera açısı değişir, kelime ritmi değişir. Yön, anlatı tekniğinin bir parçası olur.

Zamanın Kıblesi

Sadece mekânın değil, zamanın da bir kıblesi vardır. Geçmişe dönük anlatılar, hatırat ve anı türleri, zamanın güneydoğusuna bakar gibidir: Ne tamamen geride ne de tamamen şimdide. Edebiyat kuramları açısından bakıldığında bu, kronolojik olmayan anlatıların temel gücüdür.

Burada kıble, zamanın merkezini temsil eder. Okur, anlatının hangi ana yöneldiğini sezerek metinle bağ kurar.

Metinler Arası Yönelimler

Eski Metinlerden Yeni Yorumlara

Klasik metinlerde yön daha nettir; modern metinlerde ise belirsizleşir. Bir destanda kahramanın yönü bellidir: Sefer vardır, hedef vardır. Modern romanda ise yön çoğu zaman kayıptır. “Kıble kaç derece güney doğu?” sorusu, modern karakter için bir çaresizlik ifadesidir: Ölçmek ister, ama inanmakta zorlanır.

Metinler arası ilişkiler bu noktada devreye girer. Yeni metinler, eski metinlerin kıblesini sorgular. Aynı yön, farklı çağlarda farklı anlamlar taşır.

Türler Arası Geçişler

Şiirde kıble bir imgedir; romanda bir motif; denemede ise doğrudan bir sorudur. Her tür, yön kavramını kendi diline çevirir. Şair bir dereceyle yetinmez, roman yazarı karakteri o yöne yürütür, denemeci ise okurla birlikte durup düşünür.

Bu çeşitlilik, edebiyatın dönüştürücü gücünü gösterir. Aynı soru, farklı türlerde bambaşka yankılar üretir.

Okur Deneyimi ve Duygusal Coğrafya

Okurun Kendi Kıblesi

Bir metni okurken okur da bir yöne döner. Bazı metinler bizi çocukluğa, bazıları kayba, bazıları umuda yöneltir. “Kıble kaç derece güney doğu?” sorusu, okurun kendi iç pusulasını yoklamasına neden olabilir. Ben neye doğru dönüyorum? Hangi merkeze inanıyorum?

Bu noktada edebiyat, ölçülebilir olanla ölçülemeyen arasındaki gerilimi bilinçli olarak canlı tutar.

Kişisel Bir Gözlem

Bazı cümleler vardır, yön tarif etmez ama insanı doğrultur. Bazı metinler vardır, kıbleyi söylemez ama insanın duruşunu değiştirir. Edebiyatın asıl gücü burada ortaya çıkar: Sayılardan bağımsız bir yön duygusu yaratmak.

Sonuç Yerine: Okura Açık Sorular

“Kıble kaç derece güney doğu?” sorusu, edebiyatta kesin bir cevapla kapanmaz. Çünkü edebiyat, cevaptan çok yankıyla ilgilenir. Güneydoğu bir açı olabilir; ama aynı zamanda bir çağrıdır, bir hatırlayıştır, bir iç dönüş hareketidir.

Okur olarak kendimize şu soruları sormak belki de en anlamlı sondur: Hangi metinlerde yönümü bulduğumu hissettim? Hangi hikâyeler beni kendi kıbleme yaklaştırdı? Bir cümle, bir karakter ya da bir imge, beni hangi yöne çevirdi?

Belki de edebiyat, tam bu noktada başlar: Yön sorusunun cevabını bilmeden, yine de dönmeye cesaret ettiğimiz yerde.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
grand opera bet giriş